• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Adana 27 °C
  • Ankara 21 °C
  • Amasya 21 °C
  • Antalya 28 °C
  • Bolu 17 °C
  • Çorum 20 °C
  • Diyarbakır 31 °C
  • Giresun 24 °C
  • İstanbul 26 °C
  • Kastamonu 19 °C

Meğer Severken Öldürmüşüz Seni

Meğer Severken Öldürmüşüz Seni
Bir dönem, parmaklarına felç gelene kadar türkü söylettiğimiz Anadolu’nun mayası Neşet Ertaş’ı anlatan “Ah Yalan Dünyada” adlı belgesel tek bir sinemada gösterimde.
Bedir Acar

1938, cihana Kırşehri’nin Kırtıllar köyünde geldin dediler... Babama Muharrem anama Döne dedim; sen Ata’yı bildin dediler. Dizinde sızıydı anamın derdi, tokacı saz yaptı elime verdi, yeni bitirdiydim, üçünen dördü, baban gibi sazcı oldun dediler.

Anam Döne, İbikli köyünde ölünce, beş tane öğsüz yetim kalınca, beşimiz de hep perişan olunca, babamgile buradan göçek dediler. Evimizinen Yozgat’ın Kırıksökük köyüne vardık. Bize ana yok mu diyerek sorduk. Adı Arzu derler, bir Ana bulduk. İşte bu anadır, buldun dediler.

***

Bu yıl Antalya Film Festivali’nde izlediğim ‘Ah Yalan Dünyada’ adlı belgesel, bugünlerde İstanbul’da Yeşilçam Sineması’nda seyirciyle buluşuyor. Atalay Taşdiken ve Hacı Mehmet Duranoğlu imzalı belgesel, UNESCO’nun ‘İnsan Hazinesi’ listesinde bulunan büyük Ozan Neşet Ertaş’ın kuru bir biyografisi olmaktan ziyade, onun hayata, insana bakışını önceleyen bir eser. Neşet Ertaş’ı yakından tanıyanlar, usta ile olan tanışıklıklarını, şahitliklerini unutulmaz anekdotlarla aktarıyorlar belgeselde.

Ağlatan belgesel

Ah Yalan Dünyada’yı izlerken seyirciler arasında ağlayanlar oldu. Önce hafiften iç çekmeler, derken birbirine kağıt mendil tutanlara kadar vardı iş.

Neydi ustanın sazında ve sözünde bunca içe işleyen duygu. Cevabı kendisi veriyor aslında; ‘Biz’ diyor Usta, ‘Derdini çekmediğimiz türküyü söylemedik.’

Ertaş, çok küçük yaşta aşık olur. İçinde bir ışık yanar ve her şey başka türlü görünmeye başlar. Ondan sonra dilinin bağı çözülür Ertaş’ın...

Aşk ataşı düştü garip gönlüme

Yanıyor bu gönlüm yar senin için

Derdin oku battı garip gönlüme

Kanıyor bu gönül yar senin için

Lakin olmadı; gönül kanadığıyla kaldı.

‘Yarin aşkıynan arttı hep derdim, babamı bir yare dünür gönderdim. Başlığı çok istemişler, haberini aldım. İstemiyo seni yarin dediler.’

Sahnede felç geçirdi

Çocukluğunda, ilk ustası olan babası Muharrem Ertaş ile birlikte köy köy dolaşıp, düğünlerde türkü söyleyerek geçimlerini sağlıyorlardı. Babasının izinden bozkırda gide gele ustalaştı Neşet, zamanla türkülerden örülü bir efsaneye dönüştü. Öyle yürekten söylüyor, sazın teline vurduğunda öyle titretiyordu ki gönülleri... Ona dur durak imkanı vermiyordu dinleyenler. Akşam başlayan düğünler bile biter, tanyeri ağarıyorken, bir de bakar ki hala saz çalmaktadır. Etrafındakiler insaf edip ‘Yoruldun Neşet’ demezler, ‘Bir daha, bir daha çal’ derlerdi. Söylerdi Neşet Usta... Ta ki bir gün... Sahnenin ortasında, felç geçiren parmakları tutmaz olana dek...

‘1977 yılında Ankara’da sahnedeyim. Tam bir parça çalıyordum ki, parmaklarım yürümedi; durdu. Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüş de ayakkabılarımın içine tümden dolmuş sandım.’

Eyvah ki Ertaş, sessiz sedasız bir uçağa binip tedavi için Almanya’ya gittiğinde, Türkiye neyi kaybettiğinin farkında bile değildi.

Ölmeden öldürdüler

25-30 yıl sürecek gurbet hayatı böylece başlar; Neşet Ertaş, gurbetçi düğünlerindedir artık.  2000’lere yaklaşırken öldüğüne dair haberler çıkınca ilk kez basın açıklaması yapar usta. ‘Yaşıyorum’ der... ‘Sormadılar bana acep nerdeyim, haberim yok, bana öldü demişler. Her hafta bir yerde düğünlerdeyim, haberim yok bana öldü demişler.’

20 yıl geçmişken aradan, Kalan Müzik’in sahibi Hasan Saltık, biraz da ısrarlı bir şekilde Harbiye Açıkhava Sahnesi’nde konser vermesi için ustayı ikna eder. Ertaş, konser vermeyi kabul eder etmesine de bir çekincesi vardır: ‘Ya beni unutmuşlarsa, ya konser mekanı dolmazsa... Bari Kırşehir’de olaydı konser, bizim çocuklar gelirdi hiç değilse, İstanbul’da kim hatırlar beni...’

Yıl 2000. Bir akşam vakti Harbiye’de yer yerinden oynuyor. Konser anı gelip çattığında, Harbiye açıkhava’yı dolduran 5-6 bin kişiyi görünce duygulanır. 

-Salonda kaçkişi var Hasan?

-Beş bin kiş vardır.

-Bütün Kırşehir mi gelmiş?

-Yok, bunların çoğu üniversite öğrencisi, İstanbul’dan.

‘Eyvaaaaah’ der Usta. ‘Bizim çocukların parası yoktur Hasan. İçeri girememişlerdir. Git bak, bul getir onları. Yoksa çıkamam, onlara ayıp olur.’ Gerçekten de konser alanına giremeyen 100-150 kişilik Kırşehir’den gelen ‘Bizim çocuklar’ çimenlerin üzerinde, ceplerinde kaşıklarla beklemektedirler. Onlar içeri alındığında merdivenlerine kadar dolar Harbiye...

Şimdi sahnede bir dev, elinde sazı, dilinde sözüyle durmaktadır:

Hoş geldiniz efendim, sizin geldiğiniz bu yollarda yüzüm var. Ayaklarınızın turabı, gönüllerinizin hizmetkarıyım.

Kimine göre Yunus, kimine göre Karacaoğlan... Yahut Aşık Veysel ne ise, Neşet Ertaş da odur halk edebiyatımız için. Ne diyordu koca Yunus ‘Her dem taze doğarız, bizden kim usanası...’ Sözü daha fazla yormadan Neşet Usta’yı yakından tanıyanlara, onların şahitliklerine, hatıralarına kulak verelim.

TİNERCİLERİ SAHTE NEŞET ERTAŞ YAPIP YILLARCA EKMEK YEDİ KORSANLAR

Bulgur pilavı yok mu Reis?

REİS ÇELİK (YÖNETMEN)

Türkiye ziyaretlerinden birinde Usta ile tanışmak için bir yemekte buluşmaya karar verdik. Çok güzel bir ziyafet sofrası hazırladık. Özlediğini düşündüğümüz tüm yemekler var masada. Neşet Usta geldi, sofraya baktı. ‘Bulgur pilavı yok mu?’ dedi. Masada her şey var, fakat bir tek bulgur yok. Öyle mahçup hissettim ki. Ben de bulgur pilavıyla büyümüştüm. Kendime ne kadar yabancılaştığımı düşündüm.

Kimse telifini vermemiş

HASSAN SALTIK

Neşet Ertaş’ın Türkiye’de çıkan kasetlerinden haberi bile yoktu. Telif veren, arayan soran da yoktu. Biz öğrendik ki, pek çok firma Aksaray’da ne kadar tinerci, şarhoş varsa ‘Sanatçı adı Neşet Ertaş’ diyerek o tiplerin adına çıkardıkları muvafakatnameler ile Neşet Ertaş albümleri çıkarmışlar. Korsanları iptal ettirdik, bandrol haklarını aldık. Teliften kazandıklarının çoğunu da fakir fukaraya dağıttı Neşet abi.

Tüm parasını çadırcılara dağıttı

BAYRAM BİLGE TOKEL

Bir gün konser dönüşü çadırlarda yaşayan insanları gördü. 15-20 dakika geçtikten sonra ‘Bayram geri dönelim, beni çadırlara götür, çadır başına şu kadar para verelim’ dedi. O kadar para verirsek size bişey kalmaz dedim. ‘Uçak paramız kalsın yeter’ dedi. Geri döndük, arabada saklandı. Parasını tarlada çalışanlara ben pay ettim. ‘Yeryüzü Allah’ın sofrası, kimi yer kimi bakar kıyamet ondan kopar’ derdi.

Kara suratın tekiyim

UĞUR YÜCEL (SANATÇI)

Bir ara bana dedi ki ‘Ya Uğur siz benim neyimi seviyonuz, gara suratın tekiyim. Benim gendi sesim bana hiç güzel gelmiyor.’ Neşet abi dedim, sen gülüm diyorsun gülün kokusu geliyor. Gonül diyorsun gönlün yarası geliyor. İnsanların içine dokunuyorsun’ dedim. Öyleydi... ‘Yanmadığımız sevdanın, çekmediğimiz derdin türküsünü söylemedik’ diyordu.  Söylediği türkülerin sayısını kim bilebilir.

Babam eşekten insin!

ERKAN MUMCU

Baba Muharrem Ertaş eşeğin üstünde, çocuk Neşet de arkadan onları takip ediyor... Köy düğünlerine yolculuklarını anlatan bir kompozisyonla heykellerini yaptık. Davetiyeler basılmış, açılışa 10 gün kalmıştı. İtiraz etti Neşet Usta. ‘Eşeğin de bir canı var. Heykel bile olsa can canın üstünde durmasın’ dedi. Her şeye yeniden başlamak zorundaydık. Baba Ertaş’ı eşeğin üzerinden indirip üçünün heykelini yaptık.

videogaleri.png

Kaynak: star
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Burada yapılan yorumlar, yorum yapan kişilerin kendi görüşleridir. Sitemiz yapılan yorumlardan sorumlu tutulamaz.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Haberler Webte | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim